Eminönü Feribot İskelesi, Tarihi yarım ada ve Galata arasındaki Altın boynuz olarak da bilinen Haliç’tedir.
Haliç’e Altın Boynuz isminin verilmesine dair birçok rivayet bulunmaktadır. Rivayete göre, Tanrıça Hera, kocası Zeus ile İo’nun aşk yaşadığını öğrenir ve İo’yu boynuzlu bir ineğe çevirir ve başına da bir sinek musallat eder, bu efsane aynı zamanda Boğaz’ın oluşmasına da neden olan efsanedir. Sinekten kurtulmak için boynuzlarını bir o yana bir bu yana toslayan İo, toprak parçalarını birbirinden ayırarak derin yarıklar oluşturur. Bu yarıklardan biri de Haliç’tir. Haliç’te karaya çıkan İo, burada bir kız çocuğu dünyaya getirir ve ismini de Keroessa koyar. Zamanla bu isim, Keros yani Boynuz olarak söylenir hale gelir. Bu isim, İo’nun torunu olan megara kralı Byzas tarafından bu bölgeye verilir. Taşı toprağı altın gibi görünen Haliç’e sonraları Batılılar Altın Boynuz demeye başlarlar.
Rivayetlerden bir diğeri ve tabii ki daha akla yatkın olanı da Haliç’e yukarıdan bakıldığında görüntüsünün bir Boynuzu andırmasıdır. Güneş doğarken Haliç, altın gibi parladığından buraya altın boynuz dendiği ifade edilmektedir. Bir yaz günü, güneş doğarken Eyüp’ün en güzel tepesindeki Pierre Loti Kahvesine gidip Haliç’i izlerseniz siz de bu muazzam altın parlaklığını yakalayabilirsiniz.
Bir nehre benzeyen Haliç, aslında Boğaza güvenli bir giriştir. Bu dar koy, neredeyse 2000 yıldır kıyı boyunca birçok tersaneye, limana ve endüstriyel veya ticari mahalleye ev sahipliği yapmıştır. Bu nedenle, Baharat Pazarı, denizaşırı ülkelerden gelen tüm ürünler için burada bulunmaktaydı. Bu pazara, yerel halkın Mısır Çarşısı demesinin nedeni de bu mallar için son büyük limanın Kuzey Mısır’daki İskenderiye’de olması ve malların İskenderiye’den İstanbul’a gelmesiydi.


